GENERAL ÇAMUR

Kaç savaş görür, bir insan hayatında? Kaç salgın? Kaç çevre felaketi? Kaç kıyım? Kaç acımasız orman yangını, çaresizce seyredilen…”*

 

İnsanlık, tarih boyunca kendi sesini boğan ve insana insanlığını gerçek anlamda unutturan savaşları verirken çoğunlukla çevreyi tahrip ederek ve doğanın düzenini bozarak adımlarını atmış, savaşı kazanma yolunda her türlü insanlık dışı etkinliği de kendine mübah görmüştü. Bunun en can alıcı örnekleri 2. Dünya Savaşı’nda görülmüştü. Özgür (!) dünyanın jandarması ABD, 1945 Ağustos’unda Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarıyla insanlık en büyük dehşeti yaşamıştı. Bombaların etkisiyle bölgedeki tüm canlı yaşamı adeta yok edilmişti. Belki de dünyada ilk defa bir insani eylem bu kadar geniş çaplı çevre felaketine yol açmıştı. Binlerce insan ölmüş, on binlercesi sakat kalmış, canlılar için doğal yaşam son bulmuştu. Onlarca yıl geçmesine rağmen bugün bile bu felaketin izleri silinmemişti.

Savaşların yarattığı bu yıkım karşısında çevre de kendi savunma mekanizmalarını geliştirmiş, insanlığa sunduğu nimetleri ona sunmaktan vazgeçmişti. Bu bazen kuraklıkla kendini göstermiş, insanlık açlık ve kıtlıkla imtihan olmuştu. Bazen de salgın hastalıklarla teknoloji çağında yaşam konforunu elinden almıştı. Doğanın savaş süreçlerinde kimi sürprizleri de olmuyor değildi. Örneğin zorlu kış koşulları tankını, topunu, tüfeğini etkisiz kılabiliyordu. Öyle ki bu engeller askeri literatürde dahi kendine yer bulmuştu.

Bu engellerden biri de hiç şüphesiz “General Çamur”... Çoğumuzun adını ilk defa duyduğumuz bu terim, literatüre “Mareşal Soğuk” olarak da geçmiş. Doğanın bu şevketlü komutanı, insan canını hiçe sayan ve en ilkel insani eylem olarak tanımlanan savaşları yönetenlerin kabusu olmaya devam ediyordu. Her ne kadar askeri stratejistler planlarını yaparken iklim koşullarını, hava olaylarını dikkate alsalar da doğanın öfkesinden nasibini almaktan kurtulamıyordu. Özellikle kara harekatını olumsuz etkileyen Mareşal Soğuk, insanın insana yaptığı en büyük kötülüğe adeta şefkat tokadıyla cevap veriyordu.

Her ne kadar insanlık ilerlese de insan yine bildiğini okuyordu, geçmişin esamesini aratmayacak gerici eylemlerine bugün de devam ediyordu. Hem çevreye hem de insanlık onuruna açılan savaşın bugünkü adı: Rusya-Ukrayna Savaşı. 1708’de İsveç Kralı XII. Charles komutasındaki orduyu, 1812’de Moskova’ya giden Napolyon kontrolündeki Fransız ordusunu ve 1940’larda ise Hitler emrindeki Nazi ordusunu durduran Ukrayna’nın sert iklim koşulları bugünlerde Rusların başına bela olmuş durumda.

Ülkenin kuzeyindeki soğuk hava dalgası, Rus tanklarının bulunduğu bölgede sıcaklığı -20 dereceye kadar düşürüyor. Tanklar Rus askerleri için adeta buzdan tabuta dönüşüyor. Buna ek olarak çürümüş organik madde bakımından zengin çernozyom tipi topraklardan oluşan donmuş Ukrayna stepleri, sıcak havanın etkisiyle çözülerek General Çamur’u harp sahasına davet ediyor.

Rus tanklarını hareket edemez hale getiren bu çamur mevsimi, yöre halkı tarafından Rasputitsa olarak adlandırılıyor. İlkbahar ve sonbahar olmak üzere yılda iki kere yaşanan Rasputitsa etkisiyle oluşan çamura saplanmak istemeyen Rus ordusu, anayollara bağlı kalmak zorunda kalıyor. Böylece saldırılara açık hale gelen kara araçları, Bayraktar TB2 gibi avcıların hedefi haline geliyor. Batı ülkelerinin Ukrayna ordusuna sağladığı anti-tank füzeleri ve karadan havaya savunma yapan Stinger’ler yardımıyla Rus zırhlılarını etkisiz hale getiriyor. Deyim yerindeyse doğanın göreve çağırdığı General Çamur eliyle savaş suçluları adeta cezalandırılıyor.

 

*icimdekalacagina.com/savasa-hayir/

İzleme 110

Gönderiye yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir! Giriş Yap